Hannibal - Sayfa 26 - Ekşi Sözlük
Có thể bạn quan tâm
gündem
gündeminizi kişiselleştirin:- #spor
- #siyaset
- #anket
- #ilişkiler
- #ekşi sözlük
- #yetişkin
- başkasının bir kova balığını denize atan vegan 446
- eşi evde yok diye komşusunu içeri almayan kadın 147
- sigara kullanan herkese sms gönderilecek 25
- chp'nin asıl problemini buluyoruz kampanyası 231
- tüvtürk kapatılsın kampanyası 309
- 140journos 329
- lindsey vonn 37
- sırp müzesinde sergilenen üzücü osmanlı tasviri 18
- atatürk'e tapıyorum artık o benim ilahım 85
- çernobil krizini akp yönetseydi 123
- tüvtürk çalışanı tarafından öldürülen polis memuru 505
- tüvtürk 436
- oytun erbaş yaşayan bir şahar gökbakar skecidir 19
- kadınların hayalindeki mükemmel erkek 152
- 8 şubat 2026 çaykur rizespor galatasaray maçı 29
- hoşlanılan kızın hayla yazması 44
- 2010-2011 sezonu şampiyonu trabzonspor 113
- tarık akan'ın yakışıklı olmaması 223
- a knight of the seven kingdoms 62
- türkiye'yi esir alan getto kıro kültürü 212
- dudak dolgusu+ botoks+ protez tırnak 17
- kızına teodora üzüm ismini veren adam 137
- everest'e tırmanmanın çok da zor olmaması 44
- türkiye'de hane başına çocuk sayısının 1'e düşmesi 71
- salih gergerlioglu'nun sabiha gökçen'e hakareti 182
- fenerbahçe 66
- küfreden kadın çekiciliği 139
- beşiktaş 27
- spartacus house of ashur 21
- her erkeğin dön dese döneceği bir kadın vardır 143
- karikatür dergisi alınan karanlık günler 80
- katana ile şov yaparken tendonları koparan kadın 51
- yusuf tekin'in ramazan ayı açıklaması 124
- devlet hastanesiyle özel hastane arasındaki fark 26
- her şey herkes yalanmış eşiği 30
- tarkan'ın en iyi şarkısı 75
- jeffrey epstein 42
- olgunlaşmanın ilk basamağı 30
- dışarda giyilen kıyafetle evde oturmak 18
- brad arnold 22
- erkeklerin zeki kadın sevmemesi 24
- zeki ve yetenekli kişilerin başarısız olma nedeni 101
- 40 yaşına gelip depresyondayım diyen insan 19
- kadın yazarların son yaptığı yemek 14
- 35 yaşından sonra aşık olmanın imkansızlaşması 102
- christ inao oulai 17
- hepsiburada kuryesinin eve zorla girmeye çalışması 103
- sidiki cherif 119
- alperen şengün 116
- trafikte en çok küfredilen hareket 119
- son 24 saat
- son 1 hafta
- son 1 ay
- son 3 ay
- tümü
- her bölümünde adamı acıktıran dizi.hayır sofrada da bizim anenelerimize uygun birşey yok. porsiyonlar ufak, ekmek yok falan filan pişirilen yemeklerin ana malzemeleri de insan kalbi, insan böbreği,taşşağı..vs olmasına rağmen gene de acıkıyor lan insan. dizi bölümlerini izledikten sonraki ilk öğünde ki genelde sabah kahvaltısı oluyor, hannibal abinin adabı muaşeret kanunlarını taklit ederek kıymalı yumurta yapıyorum taklitçiyim lan ben de. sabahları kıyma mı yenilir? yiyorum amk taşak değil ya doğal dana kıyma.hannibal abi yeni sezonda ortaya bir mumbar patlatsanda coşsa deli gönül.
- (bkz: de grønne slagtere)
- en baştan söyleyeyim will graham karakteri biraz abartılı olmuş bana göre. sanki güç yüzüğünü habersizce vermişsin de taşıyamıyor gibi. bildiğin frodo triplerinde adam. gerçi beyin tümörüne bağlanıyo tripleri ama yine de bana biraz ağlak geldi karakter. onun dışında genel olarak oyunculuklar iyi düzeyde. cinayetler gayet yaratıcı. cesetlerden heykel yapmak gibi fantastik cinayetler var. değişik hastalıklara değinilmesi fena olmamış.* ve rüya sahneleri. şahsen en beğendiğim bölümler rüya sahneleri diyebilirim. bir iki eksik noktası da yok değil dizinin ama ikinci sezonu bekleyip ona göre karar vermek daha iyi olur bence. sonuç olarak birinci sezon itibariyle ilgi çekici, güzel bir dizi. ilgilenenlere tavsiye edilebilir.
- izlerken ne yemeklerden agzim sulandi ne bende yemek yapma hissi uyandirdi ne de wille bi sefkat besledim. insanin ciddi anlamda psikolojisini bozan bi dizi. ic karartici. ha derseniz ki ben bole manyaklarin ic dunyalarini merak ediyorum, nasil icindeki bu caniyi ortaya cikariyorlar gormek istiyorum; buyrun izleyin. izledigim 5 bolumde icim feci daraldi. kalan bes bolumu deli surukleyici olsa bitirmeden uyunamayacak gibi olsa da izleyemeyecegime kanaat getirdigim dizi oldu. herkese ayni duygulari hissetirmek zorunda da degil tabii.
- filmlerine diyecek bir şeyim yok minicik bir çocukken bile benim kanımı dondurup bir yandan da büyülemişti. dizisi de fena gitmiyor; lakin şöyle bir sorunu var bu kitap/film ve dizilerin ve hatta türevlerinin insana bu psikopatları öyle centilmen, zeki, kültürlü ve yetenekli sergiliyorlar ki insan kendini "allahım her insana hannibal gibi bir eş nasip eyle yareabbim!" derken buluyor. işte o kısım hoş değil.
- arkadaş şu hannibal lecter'ın psikoloğu rolündeki kadın (dr. bedelia du maurier) her ağzından çıkan kelimede beni etkiliyor. böyle bir soğukkanlılık böyle bir havalar falan. inanılmaz etkileyici ve seksi. dikkat ettim ses tonu sürekli aynı seviyede. nasıl bir oyunculuk eğitimi varsa artık, insanı kendine kitleyebiliyor. sanki bir dizi karakteri değilmiş gibi geliyor. olsada karşımda konuşsa, ciddi konulardan bahsetsek. dünya nereye gidiyor falan. ya da bu kadınla (ya da karakterle) karşılıklı hafif bir yemek yedikten sonra 1968 den beri yan yatırılmış markası önemli olmayan bir şarap eşliğinde psikoloji, sanat falan konuşsak. hep aynı ses tonuyla. olmaz mı acaba?
- http://www.youtube.com/…ailpage&v=7ra8f3fbeio&t=207*
- lan bu doktorum civanım hannibal'mış lan diye öğrenip indirmeye başladığım dizi. evet daha yeni izleyeceğim. imdb puanı gayet dikkat çekici. eh dünyanın en kibar doktoru hannibal da söz konusu olunca... oyuncu kadrosu da fenaymış. hopkins reyizin taşşakları bile olamazsa da mikkelsen de fena oyuncu değil hani. hadi başlıyorum. başlıyorum. aha başladım...
- birkaç noktadan ele alınması gereken dizi. thomas harris'in yarattığı lecter karakterinin ne kadar klas ve şık olduğunu okuyanları bilir. karakterdeki derinlik ve okuyucuya yansıyan karizmas şahanedir. ötelere gidip film serisine baktığımızda da hopkins tarafından canlandırılan lecter karakterinden de harris'in orjinal karakterinin iyi okunduğunu görüyoruz. bakın hopkins'in muazzam oyunculuğundan bahsetmiyorum. kitaptaki karakteri iyi analiz eden her yönetmen hopkins'e o motivasyonu verebilirdi. yani burada iş hopkins gibi bir usta kadar yönetmenlere de düşüyordu. neticede ortaya kuzuların sessizliği'ndeki gibi 16dk.lık muazzam bir oyunculuk çıkmıştı. böyle bir karakteri dizi yapacaksan, ilk önce kitaptaki derinliğe sonra da -en azından- film serisindeki oyunculuğa dikkat kesileceksin. mikkelsen hiç de kötü bir oyuncu değil. lecter'in şıklığını yeterince verebilen bir rol kesiyor. ancak bu gözler hopkins gibi bir oyuncudan o karakteri izleyince, mikkelsen'in her hareketini tartar oluyor. kaldı ki hopkins'in konuşmasındaki olay sadece aksan değildi. nefesine yön verişi, bakışları, oturup kalkışı, el hareketleri, neredeyse tüm varlığı bir karakteri adeta yaşamıştı. mikkelsen'in bunu hopkins kadar kotaramamış olmasını ben asla o'nun yeteneğine bağlamıyorum. en başta anlatmak istediğim o karakterin iyi okunmasına bağlıyorum.tam bu noktada işte dizi sektörünün sikkolukları ortaya çıkıyor ne yazık ki. bilen bilir poe hikayeleri üzerinden ekmek yemek için the following dizisine giriştiler. daha birkaç bölümde diziyi izlemeyi bırakmıştım. dizinin teknik amatörlüklerinin yanında poe'nun hikayelerinin kurguya yansıtılış şekli hiç de poe'nun karizmasına ve dehasına yakışmıyordu. hannibal dizisinde de lecter karakterinin benzer bir şekilde harcandığını gördüm. korku para yapıyor ticari amacı uğruna bir karakter ziyan olabiliyor. bu dizi hiç lecter veya will karakteri hakkında olmasaydı, kendi halinde bir polisiye gerilim dizisi olsaydı eyvallah der aldığı puanı hak ediyor kanısına varırdım. ama konu ta edebiyata, kitaba ve dönemin ödüller almış sinema filmine varıyorsa benim bu diziye sadece dizi olarak yaklaşmamı beklemesin kimse. tüm bu açılara dayanarak, will karakterindeki abartılıklar, lecter karakterindeki ise gereksizlikler, acemilikler yüzünden diziye 6 verirdim. ha en azından sinematografi ve oyunculuklar fena değil, dizi dört bölüm art arda izlettirecek kadar sürükleyici ve zekice olduğu için 7 verebiliyorum. ama dediğim gibi işin edebi ve karakterin sinema geçmişiyle alakalı kısmı benden zayıf not aldı.not: bu eleştiri sadece dört bölüme göre yapılmıştır. sezon bitince düzenleme gerekebilir, olur ya.
- sezonu bitirmeyen yeltenmesin.--- spoiler ---ismini hannibal koyduktan sonra ortaya ne çıkarsan izlenir, orası kesin ama hannibal'ı dizi yapmak yağlı olduğu kadar da riskli bir iş. zira hem romanlarından ötürü, hem de hali hazırda sinema tarihinin en ünlü karakterlerinden biri olması dolayısıyla bir sürü takipçisi var. acımazlar. bir de tabii son hannibal filmleri, grotesk ve operatik altyapısıyla çekici gelen hannibal'ı, çocukların gözyaşlarıyla karıştırılmış martini içip siesta yapan zengin bir piçe dönüştürdüğünden doktorun karizmasını yeniden imar etme yükü var. son tahlilde ortaya çıkan şey şahsen benim umduğumdan çok daha iyi. hele de dexter bitecekken böyle bir izlenceliğe ihtiyaç vardı.dizinin yazarı bryan fuller, heroes'da sonu sıçışa giden keyifli ve etkileyici bir yapıma imza atmış, pushing daisies'de ise gayet istisnaî bir iş ortaya çıkarmıştı. senarist grevi yüzünden patlamasa bayağı bi ödül toplar ve benzerlerini de peşinden sürüklerdi eminim. çok sevmiştim. lakin imza attığı her işte, başlangıçtaki kreatif süreçte hayli başarılı olsa da sonrasında sanki kurmaya çalıştığı dünya için yeterince referansı ve birikimi olmadığından takılıp kalıyor ya da formüllere meyledip kolay çözümlere kaçıyor gibi geliyor bana. umarım bu sefer farklı olur. hannibal'ın senaryosunu yazmaya başlamadan evvel şöyle düşünmüş: "acaba david lynch, hannibal lecter karakteriyle ne yapardı?" bunun üstüne tuhaf mekânlar, estetik tasarımlar vs. üzerine yoğunlaşmış, ayrıca kubrick'ten de çok etkilenmiş yazarken. referans vermede sorun yok. eh özgün sayılabilecek bir kurgu yarattığı da söylenebilir ama lan bi sktir yani. iki rüya gördürünce, bi geyik kovalatınca, seri katil dizisine fbi ajanından çok analist koyunca, canlının yüzünde ölüyü gösterip arka plana bi bach, bi opera miksi yerleştirince olmuyor ki brayın. sonuna kadar elegant olalım, vidyoklip estetiğine, filtrelere doymayalım iyi has da sen bildiğimiz geek'sin işte. niye dizi sektöründe sanatsal devrim yapıyormuş tatavasına giriyorsun? yanlış anlama; dizideki karakterlerin hiç şüphelenmediği, bilakis güvendikleri ve herkesi kandıran ama izleyicinin ne tür bir cani olduğunu bildiği hannibal, othello'daki iago'nun ironik karakterini aynen taşıması bakımından leziz bir gönderme. sezon sonunda will'in zokasını bize yutturup göz kırptığın çekov'un silahı numarasına da şapka çıkardım. maşallah öğrendiğini uyguluyorsun. yalnız şimdi bi profilcinin, alakasız bi analistin evrak takibinde ne işi var, kız kardeşi öldürülen oğlan o polis çemberinin arasından içeri girip abigail'e nasıl dadanabiliyor, gözaltına alınmakla tehdit edilen gazeteci fbi korumasındaki abigail'le zırt pırt nasıl görüşüyor, hannibal nasıl bir insan ki gecenin ikisinde-beşinde dahi kendisini şorttu, pijamaydı demiyorum ama robdöşambrla bile göremiyoruz, manyak olduğu için yatarken bile haud kotör kıyafetle yatıyor olabilir, anlarım… belki de ingiliz olduğu içindir emin değilim ama bu lecter nasıl bir terapist ki will'e omuz masajı yapıyor? bizim burada, “valla uzun yoldan geldim, haftada üçyüz bayılıyom hamfendi bi omzumu ovsanız” desen kıyamet kopar. ben anlamıyorum bunları. arkada opera çalıyor da buralarda patlıyor işte hikâye. yine de ilk sezon itibariyle iyi iş kotardın yavşak. psikoanalitik okuma yapacağım diye manitalar birbirini kırıyor.her neyse, dexter seri katil dizileri için güzel bi kanal açtı. the following, bates motel, criminal minds, luther falan artık kaptıran bi seri katil dizisi yapıyor mecbur. e, iyi. lakin son zamanlardaki bu seri katil dizilerindeki ortak öğe bolluğu ne olacak? sanırım literatürden ve hayal gücünden önce seleflerinden (özellikle dexter'dan) faydalanmalarından olsa gerek birbirlerine benzemekten kaçamıyorlar; zira şu ara tüm seri katilli dizilerde olaylara/katile etkisi olan akademik karakterler, mutlaka terapist, başrollerde sanata ve yüksek zevklere düşkün sosyopat ve tablo gibi sunulmuş cinayetler mecburi gibi. herkes mi eksantrik lan? koca dizide elinde kalem-defter not alan bi tane insan gibi dedektif vardı o da görünmesinden on dakika sonra öldü gitti. ayrıca neden tüm seri katiller baltimore'da? niye hepsi cesetleri ikonik şekillerde sunma peşinde? adnan çolak gibi tasarım düşkünü olmayan standart bi soyguncu tecavüzcü psikopat yok mu yani? buna da kızdım.diğer taraftan kanımca antoni opkins'i aratmayan, doğal haliyle gerginlik sebebi mads mikelsen; karısı da homeland'de bipolar bir karakteri canlandırdığı için evde bolca otistik oyunculuk pratiği yaptıklarından olsa gerek aslını şaşırmış hugh, artık o göt göbekle anca diyaloglu sahnelerde arada bir kalkıp yürüyerek ve "on my mark!" diye bağırıp poz kesebilecek kıvama gelmiş laurence fişbörn cuk oturmuş seçimler. fakat şimdi bu gazeteci rolündeki kız dizinin en zayıf halkası, tansiyonu skip atıyor, arada fantezili çorap giymesinden başka bir özelliği yok. eddie izzard desen canard a la rouennaise üstüne dikilmiş bostan hıyarı gibi durmuş. ne yüzü role uygun ne personası. hikâyenin soğutucu komikleri olan inceleme ekibine ise hiç değinmiyorum, dizinin çizdiği profile bakarsan bunların bu dizide ne işi var diye sormak işten değil. red dragon'da evli çocuklu munis insan olarak tasvir edilen will'in fotoğrafik hafızası dizide "saf empati"ye dönüşüyor. bu, will'in daha geniş izleyici kitlesi tarafından sevilmesini sağlayacak bayağı nokta atışı bir değişiklik. çünkü sanırım herkes acayip empati yaptığını, ötekilerin empatiden haberinin bile olmadığını, neler çektiğini kimsenin anlamadığını düşünür. bu yüzden will ile özdeşleşmek ister istemez oluveriyor. will sosyalleşmek istemiyor çünkü insanlara çok fazla değer verdiğini düşünüyor. hepimiz gibi. will'in herhangi biri hakkındaki -lecter hariç- önizlenimi kesinlikle doğru, aynı biz. fakat elbette ki will'i farklı kılan başka özellikleri de var. empati yaptığı karakteri adeta emiyor: mimiklerini, korkularını, duygularını hatta kim bilir rüyalarını da... adeta kanlı canlı bir şekilde o insana dönüşüyor. bizde bu yok. iyi ki yok. o yüzden will'i izleyelim. hem ava giden, akademikçi, köpekleri olan, yalnız yaşayan maskülen bi karakter ama bi yandan da çocuk. yani şimdi bu adam da muhtelif duyguları harekete geçirdiğinden takip hissi yaratmazsa kim yaratacak? bu hissiyat öyle ki dışardaki kaos, cinayetler, oyunlar falan bizi boğdukça biz de will'in evine, onun ıssız kulübesine gitmeyi, köpeklerini görmeyi, will'in hayatına daha fazla şahit olmayı arzuluyoruz bir yandan da. valla kıyak karakter olmuş. yalnız will'in katille empati yaptığı sahnelerde peyda olan kara şimşekvari fuvvvuuf efektini son birkaç bölümde görmedik, kim unuttuysa enki razı olsun.jack, dizinin birincil öğesi olan manipülasyonun en etkili uygulayıcılarından biri. will'i pek siklemiyormuş gibi, asıl amacı takıntılı olduğu katili yakalamak olan klasik bir dedektif stereotipi ya da neyse işte, komser. will'in ayan beyan arızasını görüyor ve onu iki üç cümleyle en zayıf olduğu yerden vuruyor. will'in empatisi: "will ben seni görebiliyorum! benden saklanamazsın, sen saklansan gözlerin saklanamaz. çıkar bakiym gözlüğü." tamam, will bitti. yalnız hannibal karşısında sümüklü oğlan çocuğuna dönüşmesi hoş olmadı. yılların fbi komseri, profil çıkarma bilir, beden dili bilir, analiz bilir, arızayı şıp diye gözünden anlaması lâzımken bi tane insan sırtından strogonof, bi tane dil buğulama uğruna tav oldu, yalağa bağladı. daktır lektır manipülasyonun şahı elbette. bu gücü diğer insanların algılarında kendine özel bir yer edinerek, kendisinin onlar için özel olduğunu düşündürerek yapıyor ilk evvela. bunu en güzel örneğini abigail'i mantarlı çay içmeye ikna edişinde görüyoruz. hatta kocası jack ile hiçbir şey konuşmayan karısının hannibal'a takır takır dökülmesi de buna bir örnek. (kadın kanserden ölecek. hodor!) bunun yanında kedi fare oyunundan bir sanat eseri yaratmak istercesine harcıyor insanları. kurbanlarının gözlerindeki korku, intikam, kızgınlık falan değil onun derdi. öldürdüğü bir kızın annesine en acı dolu anında sarılıp saçlarını okşayarak teskin edebilecek kadar soğuk kanlı bu katil yarattığı terörün insanların asıl insansı yanlarını ortaya çıkardığını, o zaman jestlerin, mimiklerin daha gerçekçi olduğunu, bedenlerinin ısınmasını falan önemsiyor. tabii bir de bir şeyler olmasını: "bakalım ne olacak?" onun derdi bu. başka kimse bir oyunun içinde olduğunun, her tepkisinin izlendiğinin, karşısındaki insanın arkadaş olmadığının -hatta kimseyle arkadaşlık kuramayan bir sosyopat olduğunun- farkında değil. aynı sen. her neyse, tanrıyı oynamıyor mesela ama tanrıyı oynamaya kalkışan şeytanı oynadığı söylenebilir. işin garip yanı hannibal'ı genelde bir cani olarak da göremiyoruz. kurbanlarını rasyonel olarak seçiyor, onlardan bir hikâye oluşturuyor ve organlarını yiyor. onun dışında hannibal'ın psikososyal anormallik sergilediğine dair bir kanıtımız yok. hatta felsefede insaniyet esasen yetenekle ilişkilendirilir. çizdiği resimlere, el becerisine, mutfakta harikalar yaratmasına falan bakarsan basbayağı üst insan dersin. will'in empatizan olduğunun altı ha bire çizilmese belki hanni'nin cani olduğunu bile düşünmeyeceğiz.insanların algısında yer edinme taktiğini en tehlikeli şekilde uyguladığı karakter ise will. will'in terapisti olması ve will'i sürekli bir türlü düzelmesi mümkün olmayan bir hasta olduğuna ikna etmesi, will'in onu bir türlü görememesine ve varını yoğunu ona açmasına sebep oluyor. bu sayede cinayetler, fbi'ın içi ve will'in çevresindeki diğer kişiler hakkında her şeyi öğreniyor. bu arada jack ve will'in birbirlerine düşman ediyor ve hatta bizim bile jack'e bakışımızı etkiliyor. will eğer iyileşir de hannibal'a gerek duymazsa tabii ki hiçbir şey paylaşmayacak ve hannibal elindeki en büyük avantajı yitirecek. bilmiyorum, belki de will bu yüzden içeride. ama bi yandan da oğlana aşık gibi, hayran gibi it. artık tamamen kapalı bir alanda tutulan will'den nasıl faydalanacağını ileride göreceğiz. mads mikelsen'in bu manipülasyonun gücünü yansıtmaktaki etkisi de müthiş. minimum mimik kullanımı, ölü balık gibi bakışları, karşısındaki ne söylerse söylesin her şeye hazırlıklıymış ve hepsinin üstesinden gelebilirmiş gibi durması ve tabii ekose kıyafetleri, kravatı falan... misal hannibal kravatını windsor düğümü şeklinde bağlıyor. windsor düğümü bir kravatın en büyük göründüğü düğümdür ve dikkat dağıtır. adam boşuna usta değil zira kravatını bu şekilde bağlayan birinin yüzüne baktığınızda gözünüz iki de bir kravata kayar. benim tv biraz büyük olduğu için beynime işledi, mad mikelsen dendiğinde kafası windsor düğümü şeklinde bir insan geliyor gözlerimin önüne. bi bölümde de dürzü bizzat yaka mendiline bi dikkat çekti, arkadaş o mendil ne zaman yerinden çıkacak diyordum ki sonunda ekranı kapladı, hadouken yemiş gibi uykuya daldım. bu windsor düğümü de iyi düşünülmüş zira from russia with love'da bond windsor tarzı bağlanmış kravat takan insanlara güvenilmemesi gerektiğini söyler. çünkü bu bağlama şekli kibir ve kabalık göstergesidir. bağlayan kişi, uzun uzun bu zor düğümü yapmakla uğraşacak kadar kendine hayran olması yanında, "bak kardeşim ne kravat seçmişim, ne zevkli insanım" demektedir. bunun aksine will'in kravatı ise tam tersi, çarpık çurpuk, aceleye getirilmiş, çocuksu bir bağlama şekli. bu da kaçınılmaz olarak zavallı will ve beylerbeyi hannibal arasındaki kontrastı destekliyor. bi de hannibal'ın sefer tasını doldurup milletin evine pike yapması var ki yani ukalalığın daniskası. nyarlathotep muhafaza, bu yaşta bir herif benim evime öyle gelecek piştovunan kovalamazsam adam değilim. neyiz lan biz?bunlar tabii dizinin iyi tarafları fakat nasıl biz, "kadın karakter yazan romancımız yok, senaristimiz yok" diye söyleniyoruz, görüyoruz ki hannibal'da da aynı dert var ve bu sorun dünyağ çapında. hannibal ortamı malum erkek dünyası ama yani dizideki bütün kadınlar da laylon. alana bloom'a baksan güya terapist ama aşırı anne korumacılığıyla will'i esirgemeye çalışmasından, tabanı tikeltip öpüşmesinden başka bir numarası yok. gazeteci zaten uzaylı zekiye. hannibal'in terapisti bayağı tehlikeli duruyor; hannibal'ı çözmüş, bi yanıyla da hayran ya da kendini ona benzeştirdiğinden ses etmiyor gibi, hem harbiden terapist gibi allah için, bildiğin kütük. jack'le konuşurken bi ara eliyle saçını düzeltti, başka bi jestürünü görmedik. o da senaryodan değildir diye umuyorum. koca beverly katz olmuş sana lab geek; will'e isterik bakışlar atıp dursun, onun derinliği de o kadar. bi tek abigail'in hikâyesinde potansiyel vardı, hani göründüğünden fazlasıdır belki falan diyorduk o da travmayı atlatamadan ilkokul çocuğu kafasında geveleyip bir süre sonra da kulağı kaptırarak kayboldu. artık ileride bi clarice sterling çıkar da şöyle olur böyle olur diye ummaktan başka çaremiz yok.sonuçta psikolojiydi, cinayetti, analizdi, terapiydi, transferanstı, manipülasyondu, fransızca isimli yemeklerdi, vay efendim sanatsal cinayetlerdi -ki şükür cinayetler özenli bayağı- "kelimeler yaşayan şeylerdir, kimlikleri vardır, bakış açıları vardır" falan diye artistik diyaloglardı, hannibal'ı gösterince kıyıda köşede bi aslan göstermelerdi, imgeye boğmalardı falan derken bir sezon eridi gitti. potansiyel şahane; komiklikmiş, zırzoplukmuş bunlara gerek yok; david lynch değilsin arkadaş blue velvet'i izleyip kulağı kesmişsin güzel de oradaki olay başka, bunları iyi analiz edelim. mekânların çoğalması lâzım. seks yok, meme yok bu olmaz. kanımca her şey onun etrafında dönüyor gibi görünse de will de bu hikâyenin kalıcı öğesi değil. belli ki karakterler çeşitlenecek. o yüzden cazibesi artıyor dizinin. şöyle felsefeydi, psikolojiydi, analizdi bilen, dizi izlerken whatsup'da elalemle fingirdeşmek yerine ağzını açıp iki kritik yapabilen bi sevgilim, eşim, dostum olaydı da bi de onun bakış açısından dizide neler oluyormuş konuşsaydık falan diye düşünmeme sebep olduğu için ben diziyi sevdim. yalnız bu bryan fuller baştan bolca referansı toplayıp çok şahane ortam yaratıyor sonradan da tırta bağlıyor diye dizinin geleceği için umutsuzca işkillenmiyorum diyemem. inşallah bakalım. nasip.--- spoiler ---yorumuldum lan. oy!
ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek, oylamak, mesaj yazmak için giriş yapmalısın.
kayıt ol hesabın var mı? giriş yap tv,sanat,tarih,sinema,edebiyat,spoilerbu özelliği kullanmak için reklamsız üyeliğe sahip olmanız gerekmektedir. mobil uygulamamızı indirerek reklamsız aboneliğinizi başlatabilirsiniz.
Từ khóa » Hugh Dancy Ekşi
-
Hugh Dancy - Ekşi Sözlük
-
Hannibal - Sayfa 16 - Ekşi Sözlük
-
Adam - Sayfa 18 - Ekşi Sözlük
-
Hugh Dancy - #6878731 - Ekşi Sözlük
-
The Big C - Sayfa 7 - Ekşi Sözlük
-
Adam - Sayfa 17 - Ekşi Sözlük
-
Confessions Of A Shopaholic - Sayfa 3 - Ekşi Sözlük
-
Manhunter - Sayfa 4 - Ekşi Sözlük
-
Hannibal - Sayfa 76 - Ekşi Sözlük
-
Will Graham - Ekşi Sözlük
-
Will Graham - Sayfa 2 - Ekşi Sözlük
-
Hannibal - Sayfa 85 - Ekşi Sözlük
-
Adam - Sayfa 19 - Ekşi Sözlük